enbiya suresi 79 ayet ne için okunur

Enbiyâsuresi 321. sayfadan başlar ve 330. sayfada biter. Mekke döneminde inmiştir ve 112 âyettir. Enbiya suresinin son sayfasi kacta? Kur'an-ı Kerim'in 21. suresi olan Enbiya Suresi 321. sayfada başlıyor, 330. sayfada ise bitiyor. Toplamda 112 ayetten oluşan Enbiya Suresi okunuşu ve tefsiri ile ilgili merak edilenleri haberimizde Onuniçin, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah'a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah'tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah'ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu 21/Enbiya Suresi/Ayet-79: Her türlü tehlikeye karşı okunur. f) Bu zikir her ne niyet için 41 gün sabah namazından sonra 41 defa okunmaya devam edilirse Nevar ki filozof, bu iki yaklaşım arasındaki çelişkinin farkındadır; zira nefis, suret ise, manevî cev-her suret olamaz. Bu açmazdan kurtulmak için Farabi mahiyeti itibarîyle nefsin cevher, cisimle olan sıkı ilişkisi sebebiyle de suret olduğunu söyler. Bunun üzerine Süleymân (a.s.) çocuğun küçük kadına âit olduğuna hükmetti.” (Buhârî, Enbiyâ, 40) Çünkü analık şefkati, evlâdının ölmesine râzı gelemezdi. HZ. SÜLEYMAN’IN (A.S.) FİRASETİ. Süleymân’ın (a.s.) firâsetiyle alâkalı bir başka rivâyet de şöyledir: Bir gece, bir koyun sürüsü bir tarlayı Site De Rencontre 100 Gratuit Et Illimité. Hakkında Enbiyâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 112 âyettir. اَلأنْبِيَاءُ enbiyâ, kelime olarak “nebî” kelimesinin çoğulu olup “peygamberler” anlamına gelir. Bir kısım peygamberlerin kıssalarından ibretli sahneler beyân etmesi sebebiyle “Enbiyâ sûresi” ismini almıştır. Mushaf tertîbine göre 21, iniş sırasına göre 73. sûredir. Nuzül Mushaftaki sıralamada yirmi birinci, iniş sırasına göre yetmiş üçüncü sûredir. İbrâhim sûresinden sonra, Mü’minûn sûresinden önce Mekke döneminde inmiştir. Abdullah b. Mesûd, “Benî İsrâil İsrâ, Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiyâ sûreleri, benim Mekke’de ilk öğrendiğim güzel sûrelerdir” demiştir Buhârî, “Tefsîr”, 21/1. Bazı müfessirler 44. âyetinin Medine döneminde nâzil olduğu kanaatindedir. Konusu Sûrenin başlangıcında, Resûlullah ve Kur’an’a iman etmeyenlerin, artık hesap vakitlerinin iyice yaklaşmış olmasıyla birlikte hakikat karşısındaki derin gafletleri, şaşkınlıkları, perişan âkıbetleri dile getirilir ve başlarına helak edici musîbetler geldiğinde onların bundan kurtuluşlarının mümkün olmayacağı belirtilir. Allah’ın ulûhiyette tekliğine, birliğine ve kudretine en büyük delilin, kâinattaki emsalsiz âhenk olduğuna; Allah’tan başka bir ilâhın varsayılması durumunda bu ahengin yerini anarşi ve bozukluğun alacağına dikkat çekilir. Göklerle yerin yoktan var edilmesi, her canlı varlığın sudan yaratılması, yeryüzündeki dağlar, yollar, gece, gündüz, güneş ve ay birer ilâhî kudret nişânesi olarak zikredilir. Ölüm, âhiret, hesap, cennet, cehennem vurgusu yapılır. Sonra da Hz. Mûsâ, Hz. İbrâhim, Hz. Lût, Hz. Nûh, Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman, Hz. İsmâil, Hz. İdris, Hz. Zülkifl, Hz. Yûnus, Hz. Zekeriya, Hz. Meryem ve Hz. İsa’nın kıssalarından pek ibretli birer, ikişer kesit sunulur. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz risâletinden istifade ile, göklerin kağıt tomarı gibi dürüleceği kıyamet gününde, ebedî azaba düçar olanlardan değil, o dehşetli manzaraların kendilerini tasalandırmadığı, meleklerin kendilerini cennetle müjdelediği bahtiyâr insanlardan olmak tavsiye edilir. Enbiyâ Suresi 79. ayeti ne anlatıyor? Enbiyâ Suresi 79. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Enbiyâ Suresi 79. Ayetinin Arapçasıفَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ Enbiyâ Suresi 79. Ayetinin Meali AnlamıBiz, sözkonusu dâvada en isabetli hükmü Süleyman’a bildirdik. Zâten biz, her birine hüküm ve ilim vermiştik. Dağları ve kuşları Dâvûd’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sa­hi­ Suresi 79. Ayetinin TefsiriHz. Süleymân, çocukluğundan itibâren yüksek bir anlayışa sahip, çok zeki biriydi. Bir gece, bir koyun sürüsü bir tarlayı harâb etmişti. Tarla sahipleri, Dâvûd gelip şikâyetçi oldular. Telef olan tarla, kıymet bakımından koyun sürüsüne müsâvî idi. Bunun üzerine Hz. Dâvûd, koyunların tarla sahibine verilmesine hükmetti. Süleymân o sırada küçük yaşta olmasına rağmen“–Babacığım, bir yol daha var! Koyunları tarla sahibine borç olarak verelim; sütünden ve yününden istifade etsin. Bu arada tarlayı düzenlesin. Tarla eski hâline gelinceye kadar koyunlar kendisinde kalsın. İşleri yoluna girince de, sürüyü sahibine teslîm etsin!” bu teklifi çok beğendi ve öyle hükmetti. Hz. Süleymân’ın firâsetiyle alâkalı bir başka hâdiseyi de Resûlullah şöyle anlatır“…Vaktiyle iki kadın ve beraberlerinde iki oğlan vardı. Yolda giderlerken bir kurt gelip kadınlardan büyük olanın çocuğunu alıp götürdü. Bunun üzerine bu kadın, arkadaşı olan küçük kadına–Kurt, senin çocuğunu götürdü» kadın–Hayır, senin çocuğunu götürdü» dedi. Nihâyet bu iki kadın, aralarında hükmetmesi için Dâvûd mürâcaat ettiler. Hz. Dâvûd, çocuğun büyük kadına âit olduğuna hükmetti. Onlar muhâkemeden çıkıp, Hz. Dâvûd’un oğlu Süleymân gittiler. Dâvûd hükmünü söylediler. Hz. Süleymân da–Bana bir bıçak getirin! Çocuğu bu iki kadın arasında paylaştırayım!» üzerine küçük kadın–Aman! Allah aşkına böyle bir şey yapma! Çocuk bu kadınındır!» üzerine Süleymân çocuğun küçük kadına âit olduğuna hükmetti.” Buhârî, Enbiyâ 40; Müslim, Akdiye 20Çünkü analık şefkati, evlâdının ölmesine râzı Dâvûd da, Hz. Süleyman da birer peygamberdi. Allah onlara hüküm ve ilim vermişti. Ancak her birinin ayrı ayrı mümeyyiz vasıfları vardı. Hz. Süleyman’a isabetli hüküm verme konusunda bir imtiyaz bahşettiği gibi, Hz. Dâvûd’a dağları ve kuşları emrine vermişti, onunla beraber Allah’ı tesbih ederlerdi. Dâvûd tesbih ederek dağların yanından geçer, dağlar da tesbih ile ona karşılık verirlerdi. Kuşlar da öyleydi. Başka bir rivayete göre, Hz. Dâvûd zikir ve tesbihatta kendisinde biraz yorgunluk hissettiğinde dağlara emreder, onlar tesbih ederlerdi. Bu hal, kendisi tesbihi özleyinceye kadar devam Cenâb-ı Hak Dâvûd savaşlarda giyilmek üzere zırh yapma sanatını öğretmişti. O, zırh yaparak hem ordularını düşmanlarından muhâfaza etmiş hem de rızkını elinin emeğiyle kazanmıştır. Mülk ve siyâsî otorite sahibi, iktisâdî imkânları bol bir peygamber olmasına rağmen, elinin emeğiyle geçinme yolunu tercih etmiştir. Nitekim Resûlullah şöyle buyurmuştur“Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd da kendi elinin emeğini yerdi.” Buhârî, Büyû 15; Enbiyâ 37Hz. Dâvûd, ilâhî yardıma nâil olmak, kendisine birçok muhâfız verilerek büyük ordulara kumanda etmek ve heybet sahibi olmak gibi yüksek pâyelerle güçlendirilmişti. Ayrıca peygamberlik, isâbetli görüş, kitap, şerîat, ilim, amel, güzel konuşma ve hikmete sahip olmuştu. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır“Biz onun hâkimiyetini güçlendirdik; kendisine hikmet, nübüvvet, adâletle hükmetme ve yerli yerince söz söyleme kâbiliyeti verdik.” Sād 38/20Hz. Süleyman’a da ayrı olarak şu lutuflarda bulunmuştuEnbiyâ Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriEnbiyâ Suresi 79. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan Haberler > Enbiya Suresi Türkçe Anlamı ve Arapça Okunuşu Enbiya Suresi Nedir, Neden Okunur, Meali ve Fazileti... - 1623 Enbiya Suresi Mekke döneminde inmiştir. 112 âyettir. “Enbiyâ”, peygamberler demektir. Sûre, temel konu olarak peygamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahsettiği için bu adı almıştır. Peki, Enbiya Suresi hangi durumlarda okunur? Birçok fazileti olduğu bilinen Enbiya Suresi nedir? Enbiya Suresi neden okunmalıdır? Enbiya Suresi’nin Arapça okunuşu nasıldır? Enbiya Suresi’nin anlamı nedir? Enbiya Suresi'nin meali nedir? Enbiya Suresi’nin faziletleri nelerdir? İşte Enbiya Suresi ile ilgili tüm detaylar... Kur'an-ı Kerim'in 21. suresi olan Enbiya Suresi toplam 112 ayettir. Enbiya Suresi 321. sayfada başlayıp, 330. sayfada ise bitmektedir. Enbiya Türkçe anlamı, peygamber’ demektir. Mekke’de indiğine inanılan sure peygamberlerin dini yayma sürecinden ve çeşitli özelliklerinden bahsettiği için bu ismi almıştır. Enbiya Sûresi, içerisinde pek çok peygamberden bahseder. Bu peygamberlerden bir tanesi de Sûrenin 89. ayetinde bir duasından bahsedilen Hz. Zekeriyya olarak karşımıza çıkar. Peki, Enbiya Suresi hangi durumlarda okunur? Birçok fazileti olduğu bilinen Enbiya Suresi nedir? Enbiya Suresi neden okunmalıdır? Enbiya Suresi’nin Arapça okunuşu nasıldır? Enbiya Suresi’nin anlamı nedir? Enbiya Suresi'nin meali nedir? Enbiya Suresi’nin faziletleri nelerdir? İşte Enbiya Suresi ile ilgili tüm detaylar... Enbiya Suresi Türkçe Okunuşu lin nasi hısabühüm ve hüm fı ğafletim mu' ye'tıhim min zikrim mir rabbihim muhdesin illestemeuhü ve hüm yel' kulubühüm ve eserrun necvellezıne zalemu hel haza illa beşerum mislüküm e fete'tunes sıhra ve entüm rabbi ya'lemül kavle fis semai vel erdı ve hüves semiul kalu adğasü ahlamim belifterahü bel hüve şaır felye'tina bi ayetin kema ürsilel amenet kablehüm min karyetin ehleknaha e fe hüm yü' ma erselna kableke illa ricalen nuhıy ileyhim fes'elu ehlez zikri in küntüm la ta' ma cealnahüm cesedel la ye'külunet taame ve ma kanu sadaknahümül va&'de fe enceynahüm ve men neşaü ve ehleknel kad enzelna ileyküm kitkaben fıhi zikruküm e fe la ta' kem kasamna min karyetin kanet zalimetev ve enşe'na ba'deha kavmen ehassu be'sena izahüm minha terküdu varciu ila ma ütriftüm fıhi ve mesakiniküm lealleküm tüs' ya veylena inna künna ma zalet tilke da'vahüm hatta cealnahüm hasıyden ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma eradna en nettehıze lehvel lettehaznahü mil ledünna in künna nakzifü bil hakkı alel batıli fe yedmeğuhu fe iza hüve zahık ve lekümül veylü mimma lehu men fis semavati vel ard ve men ındehu la yestekbirune an ıbadetihı ve la ven nehara la alihetem minel erdı hüm kane fıhima alihetün ilellahü lefesedeta fe sübhanellahi rabbil arşi amma yüs'elü amma yef'alü ve hüm yüs' min dunihı aliheh kul hatu bürhanekümv haza zikru mem meıye ve zikru men kablı bel ekseruhüm la ya'lemunel hakka fehüm mu' ma erselna min kablike mir rasulin illa nuhıy ileyhi ennehu la ilahe illa ene fa' kalüttehazer rahmanü veleden sübhaneh bel ıbadüm yesbikunehu bil kavli ve hüm bi emrihı ya' ma beyne eydıhim ve ma halfehüm ve la yeşfeune illa li menirteda ve hüm min haşyetihı mey yekul minhüm innı ilahüm min dunihı fe zalike neczıhi cehennem kezalike necziz ve lem yerallezıne keferu ennes semavati vel erda kaneta ratkan fe fetaknahüma ve cealna minel mai külle şey'in hayy e fe la yü' cealna fıha ficacen sübülel leallehüm cealnes semae sakfem mahfusa ve hüm an ayatiha mu' hüvellezı halekal leyle ven nehara veş şemse vel kamer küllün fı felekiy ma cealna li beşerim min kablikel huld efeim mitte fehümül nefsin zaikatül mevt ve nebluküm biş şerri vel hayri fitneh ve ileyna iza raakellezıne keferu iy yettehızuneke illa hüzüva e hazellezı yezküru aliheteküm ve hüm bi zikrir rahmani hüm insanü min acel se ürıküm ayatı fe la testa' yekulune meta hazel va'dü in küntüm ya'lemüllezıne keferu hıyne la yeküffune av vücuhihimün nara ve la an zuhurihim ve la hüm te'tıhim bağteten fe tebhetühüm fe la yestetıy'une raddeha ve la hüm le kadistühzie bi rusülim min kablike fe haka billezıne sehıru minhüm ma kanu bihı mey yekleüküm bil leyli vne nehari miner rahmanv bel hüm an zikri rabbihim mu' lehüm alihetün metneuhüm min dunina la yestetıy'une nasra enfüsihim ve la hüm minna metta'na haülai ve abaehüm hatta tale aleyhimül umür e fela yeravne enna ne'til erda nenkusuha min atrafiha e fehümül innema ünziruküm bil vahyi ve la yesmeus summüd düae iza ma leim messethüm nefhatüm min azabi rabbike le yekulünne ya veylena inna künna nedaul mevazinel kısta li yevmil kıyameti fe la tuzlemü nefsün şey'a ve in kane miskale habbetim min hardelin eteyna biha ve kefa bina le kad ateyna musa ve harunel fürkane ve dıyaev ve zikral lil yahşevne rabbehüm bil ğaybi ve hüm mines saati haza zikrum mübarakün enzelnah e fe entüm lehu münkirun lekad ateyna ibrahıme ruşdehu min kablü ve künna bihı kale li ebıhi ve kavmihı ma hazihit teemasılülletı entüm leha vecedna abaena leha le kad küntüm entüm ve abaüküm fı dalalim ec'tena bil hakkı em ente minel ber rabbüküm rabbüs semavati vel erdıllezı fetarahünne ve ene ala zaliküm mineş tellahi le ekıdenne asnameküm ba'de en tüvlelu cealehüm cüzazen illa kebıral lehüm leallehüm ileyhi men feale haza bi alihetina innehu le minez semı'na fetey yezküruhüm yükalü lehu fe'tu bihı ala a'yünin nasi leallehüm e ente fealte haza bialihetina ya bel fealehu kebiruhüm haza fes'eluhüm in kanu raceu ila enfüsihim fe kalu inneküm entümüz nükisu ala ruusihim lekad alimte ma haülai efeta'büdune min dunillahi ma la yenfeuküm şey'ev ve la leküm ve li ma ta'büdune min dunillah efela ta' harrikuhü vensuru aliheteküm in küntüm ya naru kunı berdev ve selamen ala eradu bihı keyden fe cealnahümül necceynahü ve lutan ilel erdılletı birakna fıha lil vehebna lehu ishak ve ya'kube nafileh ve küllen cealna cealna hüm eimmetey yehdune bi emrina ve evhayna ileyhim fı'lel hayrati ve ikames salati ve ıtaez zekah ve kanu lena lutan ateynahü hukmev ve ılmev ve necceynahü minel karyetilletı kanet ta'melül habis innehüm kanu kavme sev'in edhalnahü fı rahmetina innehu mines nuhan iz nada min kablü festecebna lehu fenecceynahü ve ehlehu minel kerbil nasarnahü minel kavmillezıne kezzebu bi ayatina innehüm kanu kavme sev'in fe ağraknahüm davude ve süleymane iz yahkümani fil harsi iz nefeşet fıhi ğanemül kavm ve künna li hukmihim fehhemnaha süleyman ve küllen ateyna hukmev ve ılmev ve sehharna mea davudel cibale yüsebbıhne vet tayr ve künna allemnahü san'ate lebusil leküm li tuhsıneküm mim be'siküm fe hel entüm li süleymaner rıha asıfeten tecrı bi emrihı ilel erdılletı barakna fıha ve künna bi külli şey'in mineş şeyatıyni mey yeğusune lehu ve ya'melune amelen dune zalik ve künna lehüm eyyube iz nada rabbehu ennı messeniyed durru ve ente erhamür lehu fe keşefna ma bihı min durriv ve ateynahü ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem min ındina ve zikra lil ismaıyle ve idrıse ve zel kifl küllüm mines edhalnahüm fı rahmetina innehüm mines zen nuni iz zehebe müğadıben fe zanne el len nakdira aleyhi fe nada fiz zulümati el la ilahe illa ente sübhaneke innı küntü minez lehu ve necceynahü minel ğamm ve kezalike nüncil mü' zekeriyya iz nada rabbehu rabbi la tezernı fardev ve ente hayrul lehu ve vehebna lehu yahya ve aslahna lehu zevceh innehüm kanu yüsariune fil hayrati ve yed'unena rağabev ve raheba ve kanu lena ahsanet ferceha fe nefahna fıha mir ruhına ve cealnaha vebneha ayetel lil hazihı ümmetüküm ümmetev vahıdetev ve ene rabbüküm fa' tekattau emrahüm beynehüm küllün ileyna mey ya'mel minas salihati ve hüve mü'minün fe la küfrane li sa'yih ve inna lehu haramün ala karyetin ehleknaha ennahüm la iza fütihat ye'cucü ve me'cucü ve hüm min külli hadebiy va'dül hakku fe iza hiye şahısatün ebsarullezıne keferu ya veylena kad künna fı ğafletim min haza bel künna ve ma ta'büdune min dunillahi hasabü cehennem entüm leha kane haülai alihetem ma veraduha ve küllün fıha fiha zefıruv ve hüm fıha la yesmeun sebekat lehüm minel husna ülaike anha müb' yesmeune hasıseha ve hüm fı meştehet enfüsühüm yahzünülümül fezeul ekberu ve tetelekkahümül melaikeh haza yevmükümüllezı küntüm natvis semae ke tayyis sicililli lil kütüb kema bede'na evvele halkın nüıydüh va'den aleyna inna künna le kad ketabna fiz zeburi mim ba'diz zikri ennel erda yerisüha ıbadiyas fı haza le belağal li kavmil ma erselnake illa rahmetel lil innema yuha ileyye ennema ilahüküm ilahüv vahıd fe hel entüm in tevellev fe kul azentüküm ala seva' ve in edrı e karıbün em beıydüm ma ya'lemü ma in edrı leallehu fitnetül leküm ve metaun ila rabbıhküm bil hakk ve rabbüner rahmanül müsteanü ala ma tesıfu Enbiya Suresi Türkçe Anlamı Meali hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz kendilerine yeni bir öğüt bir uyarı gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular 'Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?' onlara dedi ki 'Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.' 'Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu, hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse önceki peygamberlerin mucizelerle gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin' önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler? önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helak size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? zulmetmekte olan nice memleket kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana azabımızı hissedince hemen oradan süratle 'Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız' bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik' onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah'a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size! ve yerde kim varsa hep onundur. O'nun katındakiler ne ona ibadetten çekinir ve büyüklenir ne de yorgunluk ve bıkkınlık ara vermeksizin gece gündüz tespih yerden, ölüleri diriltebilecek bir takım ilahlar mı edindiler? yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah onların nitelemelerinden uzaktır, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki 'Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı Hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok. Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.' önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, 'Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin' diye iken 'Rahmân çocuk edindi' dediler. O böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, evlat diye niteledikleri o melekler ikrama erdirilmiş Allah'tan önce söz söylemezler ve hep onun emriyle iş onların önlerindekini de arkalarındakini de yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Onlar onun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi onun korkusuyla her kim, 'Allah'tan başka ben de şüphesiz bir ilahım' derse böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve varacakları yere yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, Allah'ın varlığını gösteren delillerden yüz geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. 'Bu mu ilahlarınızı diline dolayan?' derler. Halbuki kendileri Rahmân'ın kitabını inkar çok aceleci tezcanlı yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele de 'Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?' edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler! o tehdit edildikleri azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey Muhammed! De ki 'Size azab edecek olsa gece ve gündüz Rahmân'ın azabından sizi kim koruyacak?' Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz bizim dışımızda onları koruyacak ilahları mı var? O ilah edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O halde onlar mı galip gelecekler? ki 'Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.' Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak 'Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik' günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. Yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz biz Mûsâ ile Hârûn'a, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân'ı Tevrat'ı bir ışık ve öğüt olarak görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de bu Kur'an da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz? daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu o babasına ve kavmine, 'Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?' bunlara ibadet ediyor bulduk' 'Andolsun, Siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz' gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?' dedi ki 'Hayır! Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir. O bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.' yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak İbrahim belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları putları paramparça 'Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir' bazıları, 'İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk' kısmı da 'O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki bu konuda şahitlik ederler' gelince 'Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim' ki, 'Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun, bakalım!' üzerine birbirlerine dönüp, 'Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz' eski inanç ve inatlarına döndüler ve, 'Andolsun bunların konuşmayacağını sen de bilirsin' şöyle dedi 'Öyle ise siz, hâlâ Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?'67.'Yazıklar olsun, size de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?'68.İçlerinden bazıları, 'Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin' ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol' böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden Lût'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık Allah'ın emrinden çıkan kimseler rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih Muhammed! Nûh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan tufandan yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekün suda ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz de Davud'a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz? hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz her şeyi hakkıyla de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden da hatırla. Hani o Rabbine, 'Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin' diye niyaz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha İdris'i ve Zülkifl'i de hatırla. Bunların hepsi da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih da Hani öfkelenerek halkından ayrılıp gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, 'Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten nefsine zulmedenlerden oldum' diye dua de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle da hatırla. Hani o, Rabbine, 'Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın' diye dua de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya'yı bağışladık. Eşini de kendisi için, doğurmaya elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, rahmetimizi umarak ve azabımızdan korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan korumuş olan kadını da Meryem'i de hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere kudretimizi gösteren birer delil bu İslâm, tek ümmet din olarak sizin ümmetiniz dininizdir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize halde kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın vaad kıyametin kopması yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. 'Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz' şüphesiz siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler. kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, 'İşte bu, size vaad edilen mutlu gününüzdür' diyerek kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak Zikir'den Tevrat'tan sonra Zebûr'da da, 'Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır' diye bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj Muhammed! Seni ancak âlemlere rahmet olarak ki 'Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?' yüz çevirirlerse, de ki 'Bana emrolunanı, ayırım yapmadan size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.'110.'Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.'111.'Bilmem! Belki bu mühlet sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.'112.Peygamber, 'Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân'dır' dedi. Enbiya Suresi 89. Ayet Okunuşu Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisînvârisîne. Enbiya Suresi 89. Ayet Anlamı Zekeriyyâ'yı da an! Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti 'Rabbim! Geride kalanların en hayırlısı sensin, yine de sen beni yalnız çocuksuz bırakma!'Enbiya Suresi 89. Ayet TefsiriEnbiya suresinin tefsiri, 89-90. ayetler arasında belirtilmiştir. Buna göre;Zekeriyyâ aleyhisselâm İsrâiloğulları'na gönderilmiş son peygamberlerden biri ve Hz. Yahyâ'nın babasıdır. Milâttan önce I. yüzyılda Kudüs'te yaşamış olan Zekeriyyâ peygamberle ilgili olarak Kur'an-ı Kerîm'de verilen bilgiler, daha çok onun yaşlılık dönemine aittir Zekeriyyâ, eşi ve Yahyâ hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/37-41; Meryem 19/2-11. Bu Haberler de İlginizi Çekebilir! Bayraktar Bayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an MealiDavud ve Süleyman'ı da hatırla! Bir zaman bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir grup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir durumda bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte Okuyan Kur’an Meal-TefsirDavud'u ve Süleyman'ı da an! Hani içinde halkın koyunlarının yayıldığı bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Biz onların hükmüne şahittik.*Edip Yüksel Mesaj Kuran ÇevirisiDavut ve Süleyman da... Bir defasında, halkın koyunlarının yayıldığı birilerinin ekini hakkında hüküm veriyorlardı. Biz onların kararına tanık Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine Vakfı Süleymaniye Vakfı MealiDavut ile Süleyman da bir gün bir ekin tarlası ile ilgili karar veriyorlardı. Bir topluluğun davarları orada yayılmışlardı. Biz de onların kararlarının şahidi Rıza Safa Kur'an-ı Kerim GerçekDavut ve Süleyman, bir toplumun koyunlarının girip otladığı ekinlik hakkında yargı veriyorlardı. Onların bu yargılarına, Biz de tanık İslamoğlu Hayat Kitabı Kur’anDavud ve Süleyman'ı da gündeme taşı! Hani o ikisi, bir topluluğa ait çobansız ve dağınık koyun sürüsünün gece yayıldığı tarla konusunda karar vereceklerdi; ve Biz de onların kararına şahit idik;Yaşar Nuri Öztürk Kur'an-ı Kerim MealiVe Davud ile Süleyman... Hani, halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı da biz hükümlerine tanıklar Bulaç Kur'an-ı Kerim ve Türkçe AnlamıDavud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid sadeleştirilmiş Davud ile Süleyman'ı da. Hani ikisi de ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani bir kavmin davarları ekin içinde geceleyin yayılmıştı; Biz de hükümlerine Esed Kur'an MesajıVe Davud ile Süleymanı da an Hani bu ikisi, bir topluluğa ait koyun sürüsünün geceleyin girip otladığı bir ekin hakkında hüküm vereceklerdi ve Biz de o'nların bu hükümlerine tanık idik;Diyanet İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe MealiDavud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit Hamdi Yazır Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiDavud ile Süleymanı da, o vakit ki ikisi de hars hakkında huküm veriyorlardı, o vakıt ki ekinde geceleyin kavmin davarı yayılmıştı, biz de hukümlerine şahid idikSüleyman Ateş Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiDavud ile Süleyman'ı da an; hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid Basri Çantay Kur'an-ı Hakim ve Meal-i KerimDavudu ve Süleymanı da hatırla. Hani onlar ekin yahud bağ mes'elesi hakkında hüküm veriyorlardı. Hani kavmin davarı geceleyin çobansız olarak ekinin, yahud bağın içinde yayılmış zarar yapmış di. Onların verdikleri hükmün biz şahidleri ve Süleyman'a da. Hani kavmin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken; Biz, onların hükmüne Piriş Kur'an-ı Kerim Türkçe AnlamıDavud ve Süleyman'ı da hatırla.. Hani onlar, bir grup insanın koyun sürüsünün içine girip yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların verdiği hükme de Yıldırım Kuran-ı Kerim ve MealiDavud ile Süleyman'ı da... Hani bir defasında onlar bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Şöyle ki Geceleyin bir grup insanın koyun sürüsü ekin tarlasına yayılmış, zarar vermişti. Biz de onların bu hükümlerine tanık Hulusi Türkçe Kur'an ÇözümüDavud ile Süleyman'ı da an... Hani o ikisi, o ekin hakkında hüküm veriyorlardı... Hani bir topluluğun koyunları geceleyin ekinin içinde onları yemek için yayılmıştı... Biz onların hükümlerinin Yüksel Eski Baskı Mesaj Kuran ÇevirisiDavut ve Süleyman da... Bir defasında, halkın koyunlarının yayıldığı birilerinin ekini hakkında hüküm veriyorlardı. Biz onların kararına tanık Aktaş Eski Baskı Kerim Kur'anHani Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının, içinde yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine Khalifa The Final TestamentAnd David and Solomon, when they once ruled with regard to someone's crop that was destroyed by another's sheep, we witnessed their Monotheist Group The Quran A Monotheist TranslationAndDavid and Solomon, when they gave judgment in the case of the crop that was damaged by the sheep of the people, and We were witness to their Quran A Reformist TranslationAnd David and Solomon, when they gave judgment in the case of the crop that was damaged by the sheep of the people, and We were witness to their judgment. Meal Ayet Arapça فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ Türkçe Okunuşu * Fefehhemnâhâ suleymânec vekullen âteynâ hukmen ve’ilmâenc vesaḣḣarnâ me’a dâvûde-lcibâle yusebbihne ve-ttayrac vekunnâ fâ’ilîne 1. Ömer Çelik Meali Biz, sözkonusu dâvada en isabetli hükmü Süleyman’a bildirdik. Zâten biz, her birine hüküm ve ilim vermiştik. Dağları ve kuşları Dâvûd’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sa­hi­biz. 2. Diyanet Vakfı Meali Böylece bunu bu fetvayı Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm hükümdarlık, peygamberlik ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. Bunları biz yapmaktayız. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali Biz onun hükmünü hemen Süleyman'a bildirmiştik; zaten herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bütün bunları yapan bizdik. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali Derhal onu Süleymana anlattık, bununla berâber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparız 7. Hasan Basri Çantay Meali Biz onu n fetvasını hemen Süleymana anlatmışdık. Zâten biz, her birine hüküm, ve ilim vermişdik. Dağları ve kuşları, Dâvud ile birlikde tesbîh etmek üzere, râm etmişdik. Bütün bunları yapanlar bizdik. 8. Hayrat Neşriyat Meali Bunun üzerine onu o hâdise hakkındaki hükmü Süleymân'a anlattık. Bununla berâber her birine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd'la berâber tesbîh etmek üzere ona itaatkâr kıldık. Ve bütün bunları yapanlar biz idik. 9. Ali Fikri Yavuz Meali Biz, o meselenin hükmünü Süleymân'a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları ona bağlı kılmıştık. Biz bu gibi acaib işleri peygamberlere yapanlarız. 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Onu onun hükmünü derhal Süleyman'a anlattık ve herbirine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik. Ve Dâvud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve bunları yapanlar olduk. 11. Ümit Şimşek Meali Biz onu Süleyman'a anlattık. Onların herbirine Biz hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, onunla beraber tesbih etsinler diye Davud'un emrine verdik. Bütün bunları yapan Bizdik. 12. Yusuf Ali English Meali To Solomon We inspired the right understanding of the matter to each of them We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises with David it was We Who did all these things. Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Enbiyâ Sûresi 79. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir.

enbiya suresi 79 ayet ne için okunur